11/2/2008
lost in translation, lost in transition..
Eğer dilini bilmediğiniz bir ülkede uzun süre kalacaksanız, yanınızda sevdiğiniz insanlar yoksa, otel yaşamına mahkumsanız ve televizyonda karşınıza sophia coppola'nın yönettiği "lost in translation" filmi çıkarsa sakın ola ki seyretmeyin..
Çok basit bir fikirden yola çıkarak çektiği bu filmle ödüllere doyamayan yönetmenin bana göre esas başarısı bilmediği bir toplumda yabancılaşan bir orta-yaş bunalımını çekerken aslında kendinden uzaklaşan insanlardan bahsetmesidir.. Filmi eleştirebileceğim en önemli nokta sanırım japonlarla olan iletişimsizliğinde japon karakterleri fazla karikatürize etmiş olan yönetmen, uzakdoğuyu görmeyen bir insana abartılı gelen sahnelere bolbol yer vermiştir.. Dikkatinizi çektiyse uzakdoğuyu gören insanlar, japonların gerçekten de abartıldığı kadar saçma olabileceğini zaten bilir =)
Bu filmin alternatif adı "lost in transition" olabilirdi sanıyorum çünkü başrolde gördüğümüz iki karakterde kendilerini bir krizde bulmaktadır, birincisi 25 yıllık evliliğini sorgularken diğeri 2 yıllık evliliğinin sonucunda onunla aynı yerdedir, ikisinin belki de en ortak özelliği budur..
Hayatlarımızda zorlandığımız geçiş dönemlerini nasıl yönettiğimiz belki de ne kadar dengeli bir yaşam gösterdiğimizin kanıtı olmasına rağmen, gerçek yüzümüze çarptığında ne kadar da "lost"uzdur aslında..
ve bu yaşlarda ne kadar çok geçişler yaşıyoruz aslında birçoğumuz, kendisini başka ülkelerde daha mutlu hisseden bostancı rakı arkadaşlarımı mı saymalıyım? yoksa daha çok para kazanmak için işdünyasında kaybolanları mı? bilemedim şimdi bu konudan uzak duruyorum..
Bu filmi izledikten sonra Grey's anatomy 2. sezondan birkaç bölüm izledim ve bir sahneyi bu film ile tam olarak özleştirdim, "hiçbirimiz büyümüyoruz, hep çocuk kalıyoruz" temalı, yanlış hatırlamıyorsam 18. bölümde Dr. Burke eve gelmiş ve Cristina'yı kulandığında I-pod ile dans ederken yakalamıştır, Cristina doğal halinde görülmeye alışık değildir ve bir an duraksadıktan sonra yapabileceği en güzel şeyi yapar ve dans etmeye devam eder. Burke en başta isteksiz gibi görünmesine rağmen birden afrika ritmi taşıyan şarkıya kendini kaptırır ve sevgilisinin o anki çoskusuna ortak olup ondan daha hareketli olarak dans etmeye başlar. Sanırım sadece yakınlarımızın gördüğü bu doğal saçma hallerimiz büyüdükçe azalıyor, oysa en çok eğlendiğimiz anlar onlar oluyor, bu yüzden yanında özgürce dans ettiğiniz ve saçma hareketler yaparak eğlendiğimiz insanlara daha sıkı tutunmalıyız, tutun(malı)mıyız?..
"Everyone wants to be found. "
Not: Ben hiçbir mankeni ya da gözümle görmediğim güzel kadınları kolay kolay güzel bulmam onları bazı filmlerde ki rolleriyle özleştirmemiş isem ancak o zaman bi hayranlık sözkonusu olabilir.. Sandra Bullock'un bana hala güzel gelmesi "while you were sleeping" filmi yüzündendir, keza Scarlett Johannson'ın bu filmdeki hali, oynadığı gösterişsiz, süssüz, topuksuz ayakkabı, günlük ev kıyafeti modu ile benim için açık ara en güzel olduğu halidir.. Sandra Bullock çok kısa bir süre sonra çektiği Speed 2 deki rolüyle bütün gizemini kaybetmiştir benim için çok kısa bir sürede, oysa Scarlett izlediğim her filminde farklı bir bakışı, gülüşü ve güzelliğiyle tepeye tırmanmaya devam etmektedir.. =)
Not2: bu yazıyı 5 ay kadar önce yazmıştım, bu not unda geçerliligi bu arada kayboldu..
"Let's never come here again because it will never be as much fun."




Konu: en sevdiğim filmdir bu
Açık ara en sevdiğim filmdir hem de.
Herkesin bulunmayı istediği kadar herkes ekranda kendini bulmayı da ister bence. O kadar çok yabancı şehirde otel odalarına mahkum oldum ki (buna Cleveland da dahil ve arkadaşımıza gerçekten sabırlar diliyorum) bu film de benim durumuma cuk oturmuştu.
Bağlantı »
Konu: Cleveland
I am lost in Cleveland, bi soranim yok. Ozgur naber, ben Ersin. Size ulasmanin su an icin baska yolu yok. Abine selam soyle... bana bir email atsin. yeni email adresim: (soyadim)e@ccf.org. Geberecem ben bu Cleveland da, Japonya da lost olmussun ne ki! Siz hic hayatinizda Cleveland gordunuz mu, he? Igrenc bir yer burasi... arti Amerika ve insanlari ayri igrenc... agliycam yaa...
Bağlantı »
Konu: "en romantik sahne"
Sinema dergisinin, 50 (ya da 100) en romantik sahne sıralamasında, gayet üst sıralarda, esas oğlan ve esas kızımınızın yatakta yan yana uzanıp, sadece ayak parmaklarının birbirine değdiği sahne, sıralanmıştı.
Ben filmi, yorgun bir günün akşamında evde izlemeye kalktığım için gayet sızdığımdan, bu dereceye bir anlam verememiştim.
Al sen ver.
:)
Bağlantı »