« Önceki | Sonraki »

3/9/2007

25. saat, 32.gün, 13.ay...

 

Her izleyişte farklı bir noktasında daha uzun düşünce-zamanı geçirebileceğiniz ender filmlerden biridir 25. saat. Öykünün anatemasında hapse girmek üzere olan Monty karakterinin sevgilisi, babası ve en yakın iki arkadaşıyla olan vedalaşması yani hapis öncesi son 24 saatini seyrederiz.. Hayatını sorgularken NY'u acımasızca eleştirmekte, şehirde yaşayan portoriko'lulardan, afro-amerikalılardan ve melezleşen ırktan nefret etmekte, babasıyla olan ilişkisini sorgulamakta, arkadaşlıklarını gözden geçirmekte ve uyuşturucu sağlayan patronu için ömrünü heba ettiğine inanmakta zorlanmaktadır.. 

 

Film bu temalara dokunurken 11 eylül sonrası boş kalan arsayı bir diyalog boyunca 3 dakika arka planda tutarak, "yokluk" hissiyle terörün yıkılıcığına dikkat çekmektedir.. Aslında yıkılmış olan bir bina değil, onarılması mümkün olmayan bir yapıdır, tıpkı Monty'nin hayatı gibi..

 

Arkadaşları, babası ve sevgilisi Monty'yi vazgeçirmek için yeteri kadar çabalamamış ve şimdi arkasında kalan enkazı Dünya Ticaret Merkezi enkazını temizleyen insanların rolünde temizlemektedirler. Bir yavaşlık sözkonusudur yönetmenin bu sahneleri çekiminde, kamyonlar yavaş hareket etmekte, süpüren adamlar aheste denilebilecek hızda temizlemektedir, daha hızlı temizlemenin kimseye faydası yoktur çünkü... Monty onu kimin eleverdiğini düşünürken her insanın ömrünün belli dönemlerinde girdiği bir sorgulamada bulur kendini: "gerçekten yapayalnızmıdır?"..

 

Yüzüne dönmeni bekleyeceğim diyen borsa simsarı arkadaşı gerçekçi yapısıyla Monty'yi bir daha göremeyeceğinin bilincindedir ama o bile enkaz süpürürken herşeyin Monty için daha iyi olacağına onu inandırmaya çalışır. Kendi dünyasında yapamadıkları ve çelişkilerine yenik düştüğü belirli olan öğretmen arkadaşı ise Monty'nin 7 yıl boyunca olmayacağını ve sonra herşeyin kaldığı yerden devam edeceğini düşünerek tam bir "günü-kurtarma" mantığı içerisindedir ve çabaları herkes için "en-faydasızdır". Babasının ne kadar yetersiz bir ilişki kuran bir adam olduğuna tam inanmışken son sahnede bize bir çıkış yolu olabileceğini gösterir ama o çıkış yolunun başarıya ulaşması gerçekten şansa bağlıdır, öyle ki yönetmen mutlu son olarak bitirebileceği bir filmin sonuna kendisini inandırmaz ve filmi bir belirsizlik ile bitirmeyi tercih eder.. Filmi hayatın bir parçası yapan en önemli özellikte belki bu sonda gizlidir, bütün film boyunca eleştirdiği her insan ile yüzyüze gelen Monty arabanın içinde dünyasına veda etmektedir ve aynı zamanda yeni bir başlangıcı dinlemektedir babasının ağzından.. hayat seçimlerimizdir.. hiçbir şey belki de en doğruyu yapmamıza rağmen en güzel olmayacaktır, olamayacaktır..

 

 

 

 

"Kimsenin hayatı istediği gibi gitmez.
Hepimiz sahneye kendi oyunumuzun kahramanı olarak çıkarız.
Ve hayat bizi sahnenin ortasından alır, kahramanı devirir, senaryoyu değiştirir ve kendimizi sahnenin kenarında niye artık bir rolümüz olmadığını -veya niye hálá rol istedimizi- düşünürken buluruz..." 

leonard cohen

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu


durma!. yorum yaz.. :: Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır

Personal Blogs - Blog Top Sites oyun komedi sohbet
Join the Mailing List
Enter your name and email address below:
Name:
Email:
Subscribe  Unsubscribe 
Blogcu ile yapıldı